top of page

DİRİLEN ŞEHİT: ÇALIK HÜSEYİN

Çanakkale Savaşı'nda Fransızlara esir düşmüş yüzlerce Türk askerinden biriydi İzmir'in Tire ilçesi Kireli Köyü'nden Çalık Hüseyin. Fransa'daki esaret günlerinde, evli ama eşinden ayrı yaşayan Bernadette adlı bir Fransız kadına tutuldu ve bir de çocuğu oldu. Çevresinin tepkisinden çekinen Bernadette, çocuğu resmen evli gözüktüğü kişinin nüfusuna kaydettirdi ama ismine "Hüseyin" eklemeyi de ihmal etmedi. Çalık Hüseyin, 1920'li yıllarda çeşitli işlerde çalışmaya başladı. 

Çanakkale Savaşı Arıburnu

  Seyyar satıcılık, demiryollarında ve tarlalarda işçilik yaptı ve yokluklar içinde yaşamını sürdürmeye çalıştı. Uzun yıllar Fransa'da yaşayan Çalık Hüseyin, ömrünün son dönemlerinde, Türkiye'ye dönmeye çalıştı. Vatan toprağında ölmek isteyen Çalık Hüseyin, bürokratik nedenlerle bir yabancı gibi oturma izni almak zorunda kaldı. Savaştan sonra memleketine dönmeyince askerlik şubesinde künyesine şehit; nüfus dairesinde ise kütüğüne ölü yazılan bir Çalık Hüseyin, o dönem "Dirilen Şehit" başlığıyla haber bile oldu. İkinci eşi ile birlikte bir kaç ay köyünde kalan Çalık Hüseyin, daha sonra geri döndüğü Fransa'da, 1955 yılında hayatını kaybetti. Çalık Hüseyin'in torununun oğlu olan ve Fransa'nın kuzeyindeki Lille şehrinde yaşayan tarih öğretmeni Vincent Hüseyin Pietererans, 1994 yılında büyük dedesinin doğup büyüdüğü Tire'de akrabalarına ulaşmayı başarmış. Büyük dedesi ile ilgili olarak, şunları anlatıyor: "Tire'den Çanakkale'ye savaşmaya gelmiş ve esir düşmüş. Devamlı nargile çekermiş ve bir seccadesi varmış.”

Çanakkale’de esir alınan 50 kadar Türk askeri Fransa’nın güneyindeki Carcasson kasabasına götürülür. Fransa’nın Akdeniz sahilinde bulunan; Bordeaux, Toulousa ve Marsilya’ya komşu olan kasabada 1919 yılına kadar yaşarlar ve birbirine yakın tarihlerde hayatlarını kaybederler. Toplu ölümleri o dönemde salgın olan İspanyol nezlesine bağlanır. Şimdi, St. Michel mezarlığında ay-yıldızlı bir mezar taşında 10 Çanakkale gazisinin isimleri ve ölüm tarihleri bulunuyor. Hıristiyanların haçlı mezar taşları arasında yer alan ay-yıldızlı mezar taşı, geçtiğimiz yıl Türkiye’nin Fransa Büyükelçiliği Marsilya Konsolosluğu tarafından bir anıt haline getirildi. İlk kez 18 Mart 2007’de düzenlenen tören,  Fransa’nın diğer şehirleri ve Avrupa’nın diğer kentlerinden de ziyaretçi akınına uğruyor.

GENERAL GURO'NUN GÖZ YAŞLARI
Çanakkale'de Fransızların anıt açılışı töreni yapılmaktadır. 1930 yılında yapılan bu törende 1915' te Çanakkale Savaşı'na katılmış, bu savaşlar sırasında bir kolunu kaybetmiş, bacağından çok ciddi yaralar almış, General Guro' da var.
Nihayet açılış töreni bitiyor; ve emekli Fransız General Guro yanındakilere:
"Türk askerinin abidesini de ziyaret etmek isterim" diyor. Etrafındakiler o zaman mevcut olmayan muhteşem bir abidenin hasreti içinde kıvranıyorlar. Ama Arıburnu tepesine "Mehmet Çavuş" ismi ile dikilmiş 3 metrelik bir taş yığını var. Tutup General Guro'yu bu küçücük anıtın dibine götürüyorlar.
Guro kendileri ile çarpıştığı insanlar önünde bacağının ve kolunun bir kısmını kaybetmiş olmasına rağmen büyük bir ihtiram vakfesinde bulunuyor. Soma etrafındakilere dönerek şunları söylüyor:
"Efendiler!... Türk askeri ender bulunan bir insandır. Size bu konuda hâlâ içimde taptaze, canlı duran bir hatırayı anlatmak isterim.
Bir sabah günün ilk ışıkları ile birlikte Türklerle süngü savaşma başlamıştık. Savaşta Türkler çok ama çok mahirdi. Kendileri ile başa çıkmak imkansızdı. Süngü çarpışmamız, fasılalı şekilde akşam geç vakte kadar devam etti. Ortalık kararınca Türklerle anlaşma yaptık. Harp sahasında gezecek ve yaralılarımızı toplayacaktık. Bizim askerler sedyelerle harp sahasına çıktıkları zaman ben de aralarına katılmıştım. Bir ara kucağındaki yaralıyı, gömleğinden yırttığı bez parçalan ile tedaviye çalışan bir Türk askerine rastladım. Akşamın karanlığında, değme ressamın fırçasından çıkmayacak bir tablo karşısında idim. Uzun müddet seyrettiğim bu tablodaki Türk askeri, kendi yaralarına yerden avuçla aldığı topraklan bastın-yordu. Kucağındaki yaralı için ise, durmadan gömleğinden yırtmakla meşgul idi..."
"Bu sözlerden sonra Fransız Generali etrafındakilere döndü ve adeta bağırarak dedi ki: "Efendiler! Kendi yarasına toprak bastırdığı halde kucağındaki yaralı için gömleğinin parçalarım koparan bu kahraman asil askerin kucağındaki yaralı kimdi biliyor musunuz? Herkes susmuş, yarı korku yarı endişe dolu nazarlarla emekli Fransız generaline bakıyordu. Guro, göz kenarlarında birikmiş olan yaşlan buruşuk derili elleri ile silerken; fısıltı halinde seslendi... Türk askerinin kucağındaki yaralı bir Fransız askeri idi efendiler! Bir Fransız askeri!...

ANZAK SUBAYININ BİR ANISI
Çanakkale savaşlarından 30 yıl soma, Anburnu çıkartmasında esir düşen, ancak daha soma serbest bırakılan Anzak subaylarından biri, savaştığı bölgeleri gezmek üzere eşiyle beraber Türkiye'ye gelir.
1945'de Çanakkale harp sahaları yasak bölge statüsünde olduğu için, Genel Kurmay Başkanlığından izin almak gerekmektedir. Anzak subayı da izin almak için müracaatta bulunur. Bu izin dilekçesini inceleyen Genel Kurmay Başkanlığı hava dairesi komutam Tekin Arıburun, bu aileye yardımcı olur ve üç günlük bir izin temin eder. Tesadüfe bakın ki, Tekin Paşa'nın babası, Çanakkale savaşlarında "Şehitler Alayı" diye ün yapan  57. alay komutanı Yarbay Hüseyin Avni Bey'dir. Babası şehit düştüğünde 8 yaşında bir çocuktur Tekin Paşa. Dolayısıyla Çanakkale savaşlarıyla yakından ilgilidir.
Tekin Paşa bu aileyi Çanakkale'ye gönderirken der ki:
"Dönüşte Ankara'ya uğrayarak bir kahvemizi içerseniz bizi memnun edersiniz."
Gerçekten bu yakın alakadan memnun olan Anzak ailesi, dönüşte Ankara'ya uğrar ve Tekin Arıburun'a misafir olurlar. Salona buyur edilen aile, duvarda bütün heybetiyle asılı duran üniformalı Hüseyin Avni Bey'in fotoğrafını görür. O esnada misafirlerine ikram için mutfağa giren Tekin Paşa, Anzak subayının İngilizce olarak: "1915 Arıburnu çıkarmasında işte bu komutan bizi esir almıştı." cümlesini İşitir.
Babasının silah arkadaşları tarafından kendisine yıllardır anlatılan hatıralar, bir film şeridi gibi hafızasından geçit yapan Tekin Paşa, şu olayı hatırlar: Arıburnu çıkartmasında iki Anzak subayı 57. alay komutanının çadırına getirilmiştir. Alay komutanı da onlardan bazı bilgiler almak için çalışırken, bir taraftan da kendilerine ikramda bulunmaktadır. Fakat bu iki subay, korku ve endişeli bakışlar arasında tir tir titremektedirler. Bu korkuyu izale etmek için, üslerindeki tabanca, dürbün ve İncil gibi eşyaları alınır ve bazı hediyeler verilir.
O anda bu olayı hafızasında canlandıran Tekin Paşa, derhal salona geçer ve dolabı açarak fildişi kaplı İncil'i, tabancayı ve dürbünü çıkarır. Bu özel eşyalarım gören Anzak subayının şaşkınlıktan dili tutulmuş ve hayretinden gözleri kapaklarından fırlayacak kadar açılmıştır. Bu şoku atlattıktan sonra heyecanla haykırır:
"Aaa! Bunlar benim, Çanakkale'de esir düştüğüm zaman üzerimde bulunan eşyalarımdı" der.
Bunun üzerine Tekin Paşa O'na sorar:
"Esir olarak babamın çadırına getirildiğinizde neden titriyordunuz?"
Anzak subayı der ki:
"Bu gün hâlâ Avustralya'da yaşayan o arkadaşımla ben, hayatımızı babanıza borçluyuz. Babanız bize bir esir gibi değil, misafir gibi davrandı. O gün bizi esir alanlara işaretle anlatmaya çalışmıştım. Bu gün de size anlatayım: 'O meşhur çıkartmadan bir gün önce Limni adasmda bizlere hitap eden ordu komutam, "ölünceye kadar çarpışın. Sakın ha Türkler'e esir düşmeyin. Çünkü Türkler yamyamdır. Esir düşerseniz sizi yerler, demişti. Biz de o gün çadırda yeneceğimizi beklerken, bunun korkusu içinde titriyorduk.
Oysa Türklerle harbetmekle, böylesi asil bir milleti tanımış oluyorduk. Onların vatanları için ne büyük fedakarlıklara katlandığına da şahit oluyorduk."

ASTEĞMEN MEHMET MUZAFFER
Üç aylık bir talimden soma Mehmet Muzaffer, 'zabit namzedi' olarak Çanakkale'dedir. İngiliz ve Fransız kuvvetleri, Çanakkale'de uğradıkları mağlubiyetlerden soma Boğaz'ı aşamayacaklarını anlamışlar, 1915'in son haftasıyla 1916'mn ilk haftasında bütün hatları tahliye edip çıkıp gitmişlerdi.
Muzaffer, Çanakkale'ye vardığında harp durmuştu. Zaman zaman İmroz ve Bozcaada'da üslenmiş düşman gemileri ve uçakları bombardımanda bulunuyorlarsa da, 1915 Nisanı'ndan Aralık sonuna kadar sekiz ay süren kanlı boğuşmalara kıyasla bu bombardımanlar 'hiç mesafesindeydi.' Çanakkale'deki birliklerin büyük kısmı, Kafkas, Irak ve Filistin cephelerine sevk edileceklerdi. Hazırlanma ve noksanlarım ikmal emri aldılar.
Muzaffer birliğin alay karargahında görevliydi. Alay'ın, kamyon ve otomobil lastiği ile diğer birtakım malzemeye ihtiyacı vardı. Bunlar ise ancak İstanbul'dan sağlanabilirdi. O devirlerde bu gibi basit alımlar için artırma yapmak ve ilanlarda bulunmak ne adetti, ne de bunlarla kaybedilecek vakti vardı. Her şey 'itimat'la yürütülürdü. Muzaffer açıkgöz ve becerikli İstanbul çocuğu olduğundan, karargah, gerekli malzemenin temin ve alımına onu memur etti. İcap eden paranın kendisine itası için de Erkan-ı Harbiye Riyasetine hitaben yazılı bir tezkereyi eline verdiler.
O yıllarda İstanbul'da otomobil ve kamyon, nadir rastlanan vasıtalardı. Bunların lastikleriyse yok denecek kadar azdı ve karaborsaydı. Muzaffer aradı, uğraştı, nihayet Karaköy'de bir Yahudi'de istediklerini buldu. Fiyatlar pek fahişti ama, yapacak başka bir şey yoktu. Anlaşmaya vardı. Lazım gelen parayı almak üzere Erkan-ı Harbiye'ye gitti. Elindeki tezkereyi tediye merciine havale ettiler. Muzaffer az sonra yaşlı bir kaymakam Yarbay'ın huzurundadır. Kaymakam uzatılan tezkereyi okudu. Karşısında hazır olda duran ihtiyat zabitine baktı. İsteyeceği paranın miktarını sormadan, 'Ne alınacak?' dedi.
'Oto kamyon lastiği' cevabı verilince bir an durdu. Soma Muzaffer'e dik dik baktı:
'Bana bak oğlum! Ben askerin ayağına postal, sırtına kaput alacak parayı bulamıyorum. Sen otomobil lastiğinden bahsediyorsun. Haydi yürü git, inşam günaha sokma para mara yokl Mehmet Muzaffer selam çaktı ve çıktı odadan. Yolda ağır ağır yürürken, ne yapacağını düşünüyordu. Malzemelere Alay'ın ihtiyacı vardı. Eldeki (Almanların verdiği) iki Mercedes Benz kamyon ve iki binek arabası lastiksizdi. Diğer malzemeler de mutlaka lazımdı. Kendisi, bulur alır diye görevlendirilmişti. Malzemeyi bulmuştu, fakat para yoktu. Eli boş dönemezdi, bir çaresini bulmak lazımdı. Muzaffer bunları düşüne düşüne Bayezid Meydanına vardı. Birden durdu, kendi kendine güldü. Aradığı çareyi bulmuştu.
Doğruca tüccar Yahudi'nin yanma gitti: 'Paranın tediye muamelesi akşamüstü bitecek. Ezandan soma gelip mallan alamam, gece kaldıracak yerim yok. Yarın öğleden evvel vapur Çanakkale'ye kalkıyor, yetiştirmem lazım. Onun için, sabah ezanında geleceğim, mallan mutlaka hazır edin.'
Tüccar 'peki' dedi. Muzaffer tam ayrılırken ilave etti:
'Altın para vermiyorlar, kağıt para verecekler. 'Yahudi yine 'peki' dedi. Ertesi sabah Muzaffer, Merkez Kumandanlığından sağladığı araba ve neferlerle ezan vakti Yahudi'nin kapısındaydı. Ortalık henüz işiyordu. Tüccar, mallan hazırlamıştı. Hava gazı fenerin yarım yamalak aydınlattığı loşlukta mallar arabaya yüklendi. Muzaffer, bir yüzlük kaime (yüz liralık kağıt para) verdi. Araba dört nal Sirkeci'ye yollandı. Malzeme şat'a, oradan duba'da bağlı gemiye aktarıldı. Az sonra da gemi Çanakkale yolunu tutmuştu.
Üç gün sonra, Yahudi, elindeki yüzlük kaimeyi, bozdurmak üzere Osmanlı Bankası'na gitti. Bozmadılar... Zira elindeki para sahte idi. Muzaffer, evrak-ı nakdiye'nin basınımda kullanılan kağıdın aynısını Karaköy kırtasiyecilerinden tedarik etmiş, bütün gece oturmuş çini mürekkebi ve boya ile gerçeğinden bir bakışta ayırt edilemeyecek nefasette taklit bir para yapmıştı... Tüccara verdiği ve yutturduğu para buydu. O devrin hakiki paralarının üzerindeki yazılar arasında bir de şu ibare bulunurdu: 'Bedeli Dersaadet'de altın olarak tesviye olunacaktır. 'Muzaffer, yaptığı taklit paradaki bu ibareyi değiştirerek şöyle yazmıştı:
'Bedeli Çanakkale'de altın olarak ödenmiştir.
Onun burada 'altın' dediği, Çanakkale'de Mehmetçiğin akıttığı, altından daha kıymetli kan idi.... Sahte paraya gelince; Yahudi tüccar bunu mesele yapmadı. Yapmak mı istemedi, yapmaktan mı çekindi bilinemez. Ancak olay bütün İstanbul'a yayıldı. Dünyada emsali olmayan ve olmayacak olan bu hadise, Şehzade Halim Efendi'nin kulağına kadar gitti. Şehzade hemen lalasını göndererek Yahudi tüccarı buldurdu. Yüzlük taklit evrak-ı nakdiyeyi, bedelini altın olarak ödeyip aldı. Çok zarif sedef kakmak, içi kadifeli bir mücevher çekmeceye yerleştirip, İstanbul polis okulundaki emniyet müzesine hediye etti. Bu emsalsiz parça müzede şeref mevkiinde muhafaza olundu.
Çanakkale'de şehit olamayan Muzaffer, Gazze'de İngilizlere ve Şerif Hüseyin'in kuvvetlerine karşı savaşırken şahadet şerbetini içmiştir.

YOZGATLI  KINALI  HASAN

Hasan, Yozgat ilinin Sarıkaya kazasına bağlı kara Yakup köyünden  gelerek Çanakkale’de savaşa katılmıştır. Daha bıyıkları terlememiş bu delikanlı, kendisi gibi gencecik arkadaşları ile beraber yayan yapıldak günlerce yürüyerek Yozgat’tan çıkıp Çanakkale’ye ulaşmış. Burada 64. Piyade alayı, 1. Tabur, 2. Bölüğe katılmış çakı gibi Mehmetçik olmuş. Hasan’ın bulunduğu 2. Bölüğün komutanı yüzbaşı sırrı bey,

Çanakkale Şehitlikleri Çocuk Askerler

 asker arasında dolaşırken Hasan’ın başındaki kına dikkatini çeker. Cepheye gelen askerlerin sağ ellerinde, sağ elinin üç parmağında ya da sağ ayağının parmaklarında kına görmeye alışıktı sırrı bey ama baştaki kınayı ilk defa görüyordu. Hasan’a bunun manasının ne olduğunu sorduğunda Hasan utandı, üzüldü ve dedi ki komutanına;

 -KOMUTANIM, BURAYA GELECEĞİM VAKİT ANAM YAKTI BU KINAYI. BEN DE NİYE DİYE SORMADIM.

SIRRI BEY: -ÖYLEYSE BİR MEKTUP YAZ DA SOR BAKALIM, BİZ DE ÖĞRENMİŞ OLALIM.

HASAN: -BEN YAZI YAZMASINI BİLMEM Kİ KOMUTANIM.

SIRRI BEY: -ÖYLEYSE SEN SÖYLE BÖLÜK YAZICISI YAZSIN KÖYÜNE, BAKALIM NE CEVAP GELECEK?

HASAN: -BAŞ ÜSTÜNE KOMUTANIM.

Bir istirahat anında bölük yazıcısı Hasan’ın yanına gelir. Hasan söyler, o yazar. Selam kelamdan, arkadaşlarının dostluğundan, komutanının tatlı dilinden bahsettikten sonra hasan, konuyu kınaya getirir.

– ANACIĞIM, KUMANDANIM SAÇIMDAKİ KINAYI SORDU, BEN BİLEMEDİM. ARKADAŞLARIMIN ARASINDA MAHCUP OLDUM. KINANIN BİR MÂNÂSI VARSA BİLDİR DE KUMANDANIMA SÖYLEYEYİM.

Mektup Yozgat yollarına çıkar.

Aradan iki aya yakın belki fazla zaman geçmiştir. Yozgat’ın Sarıkaya ilçesi kara Yakuplar köyünün köy kâtibi mektubu Hasan’ın anasına ulaştırmış ve anasının söylediklerini de yazıp cepheye yollamıştır. Yüzbaşı sırrı bey mektubu alarak okumaya başlar.

“YAVRUM, HASANIM, KINALI KUZUM,

MEKTUBUN GELDİ, SANKİ DÜNYALAR BENİM OLDU. KÖY KÂTİBİ OKUDU, BEN AĞLADIM. KUMANDANINI PEK SEVMİŞSİN, NE GÜZEL! O SENİN BABANIN YARISIDIR. SAKIN OLA YAVRUM KUMANDANININ EMRİNDEN ÇIKMA, ÖNÜNDEN AYKIRI GEÇME. ATEŞE BAS DESE BASASIN YAVRUM. KARS’TAN, SİİRT’TEN, ADANA’DAN, UŞAK’TAN ARKADAŞLARIN OLMUŞ. BİRBİRİNİZİ ÇOK SEVİP İYİ GEÇİNİRMİŞSİNİZ. ELBETTE ÖYLESİ YAKIŞIR YAVRUM. ONLAR SENİN DÜNYA AHRET HAKİKİ KARDEŞLERİNDİR. SAKIN ONLARI İNCİTME YAVRUM. SÜTÜMÜ SANA HELAL ETMEM. KUMANDANIN SAÇINDAKİ KINAYI SORMUŞ. BUNDA BİLMEYECEK NE VARMIŞ Kİ YAVRUM? BİZİM BURADA ALLAH İÇİN KURBAN SEÇİLEN KOÇLARIN BAŞINI KINA İLE SÜSLERLER. BEN DE DÖRT KARDEŞİN İÇERİSİNDE EN ÇOK SENİ SEVDİĞİM İÇİN SENİ VATAN, MİLLET VE ALLAH YOLUNDA KURBAN OLARAK SEÇTİM. O YÜZDEN BAŞINI KINALADIM.

 ANAN HATÇE”

 

          Sırrı bey, iki gözü iki çeşme mektubu okur.  Sonra posta erini çağırır;

-ŞU YOZGATLI KINALI HASAN’I BULUN BAKALIM. MEKTUBUNU ONA BEN OKUYACAĞIM, ONUN OKUMASI YOKTU.

Çok geçmez posta eri geri döner;

 -KUMANDANIM HASAN BİR HAFTA ÖNCE ARIBURNU’NDAKİ ŞİDDETLİ MUHAREBEDE HAKK’A YÜRÜMÜŞ.

Sırrı bey, orada gözyaşlarına hakim olamaz. Düşmanın onca güce rağmen Çanakkale’yi neden geçemediğini bir kez daha anlar…

Çanakkale Şehitlik Rehberi, Çanakkale rehber, Çanakkale tur rehberi, Çanakkale gezi rehberi, Çanakkale rehber kiralama, Çanakkale şehitlikleri gezi rehberi

ÇANAKKALE TÜRKÜSÜ

Çanakkale Savaşı'nı anlatan türküdür. Notaya Muzaffer Sarısözen'in aldığı türkünün kaynağı Kastamonulu İhsan Ozanoğlu'dur. Sözleri şöyledir;

 

Çanakkale içinde aynalı çarşı
Ana ben gidiyom düşmana karşı
Of gençliğim eyvah

 

Çanakkale içinde vurdular beni
Ölmeden mezara koydular beni

 Of  gençliğim eyvah

Çanakkale içinde bir uzun selvi
Kimimiz nişanlı kimimiz evli
Of gençliğim eyvah

Çanakkale üstünü duman bürüdü
On üçüncü fırka harbe yürüdü
Of gençliğim eyvah

Çanakkale içinde toplar kuruldu
Vay bizim uşaklar orda vuruldu
Of gençliğim eyvah

Çanakkale içinde bir dolu testi
Analar babalar umudu kesti
Of gençliğim eyvah

bottom of page